Summary
Ortaokul üçüncü sınıfının kışında, ailesini vuran ani bir kaza sonrasında Ihyun, küçük bir sahil köyündeki dedesinin evine taşındı ve sonunda liseyi orada bitirdi. Yağmurlu bir gecede, Ihyun gizlice köyden ayrıldı ve babasını, tek arkadaşı olan kuzeni Ihan’ı ve Ihan’ın kız arkadaşı Morae’yi geride bıraktı. Kaçak olarak yaşayan Ihyun, gündelik işlerde çalışarak, bir nakliye şirketinde yarı zamanlı işlerde görev aldı. Bu sırada, beklenmedik bir şekilde geçmişinden biriyle yeniden bir araya geldi ve Phantom adlı bir sanat galerisinde yardım etmeye başladı. Orada, Altın Alfalar ve Altın Omegalar dünyasıyla karşılaştı; kendisiyle hiçbir ilgisi olacağını hayal etmediği bir dünya. Mavi gözlü Altın Alfa’yı “resimlerini satmak için insanları feromonlarla baştan çıkaran bir adam” olarak nitelendiren aşağılayıcı söylentilere rağmen, Phantom’un yöneticisi cesur ve alışılmadık hamlelerle sanat dünyasında hızla yerini sağlamlaştırdı. Ancak neredeyse bir yabancı olan Ihyun’a, yönetmen soğuk bir şüpheyle yaklaştı. “Sen sadece geçici birisin.” “Onun gibi olduğumu mu düşünüyorsun?” “Kimse yok. Hiç kimse.” Bu kayıtsız sözler üzerine Ihyun, uzun zamandır silindiğini sandığı duyguların yeniden canlandığını hissetti. “O söylentiye gelince, gerçekten Omega değil misin?” Zaman zaman kayıtsız görünen yönetmen, Ihyun etrafta yokken onun hakkında sorular sorarak onu daha da şaşırtıyordu ve yine de Ihyun’un Beta olduğu gerçeğini kabullenemiyordu. “Parfümün alışılmadık.” “Kokumu seviyorsun, değil mi?” Resimler ve feromonlarla, ikisinin de kaçamayacağı bir geçmişle birbirine bağlı bu ikisini nasıl bir gelecek bekliyor?